Sosyal Medyada Linç ile Hesap Sorma Arasındaki İnce Çizgi

2021’de bir üniversite öğrencisi, yanlış yorumlanan bir tweet yüzünden birkaç saat içinde binlerce hakaret aldı, işverenine şikayet bildirimleri gönderildi ve kişisel bilgileri sosyal medyada yayıldı. Ortaya çıkan gerçek: tweet yanlış anlaşılmıştı. Ama özür dönemi, linç dönemiyle kıyaslandığında görünmezdi.

Linç mü, Hesap Sorma mı?

Bu iki kavramın birbirine karıştırılması, sosyal medyadaki en ciddi anlam kaymasından biri. Hesap sorma meşru: bir yetkili yaptığı iş nedeniyle eleştiriliyor, bir markanın tutarsızlığı gündeme taşınıyor, bir suç iddiası kamuoyuyla paylaşılıyor. Linç ise oran ve niyet konusunda ayrışıyor: hedef alma, kişiyi susturmaya zorlama, koordineli taciz.

Türkiye’de bu sınır özellikle siyasi kampanyalarda çok bulanık. “Hesap sormak” söylemiyle başlayan süreçler, birkaç tweet içinde kişisel telefon numarasının yayılmasına, aile üyelerinin hedef alınmasına dönüşebiliyor. Bu noktada artık hesap sorma değil, organize baskı var.

Koordineli Kampanyaların Anatomisi

Oxford İnternet Enstitüsü’nün Türkiye üzerine yürüttüğü araştırmalar (2019, 2021) sosyal medya koordinasyonunun belirli hesap ağları üzerinden yürütüldüğünü gösteriyor. Bu ağlar tek bir tweet’i saniyeler içinde büyük kitlelere taşıyabiliyor. Organik bir öfkeymiş gibi görünen akımlar, çoğunlukla koordineli bir başlangıç noktasına sahip.

Kullanıcı olarak bunu ayırt etmek zor. Ama birkaç işaret var: aynı ifadelerin farklı hesaplarda neredeyse aynı anda tekrarlanması, az takipçili hesapların yüksek etkileşim yapması, sahte avatar görsellerinin çoğalması. Bu örüntüleri görüyorsanız, organik bir tepki yerine organize bir operasyonla karşı karşıya olabilirsiniz.

Hedef Olanlar Ne Yaşıyor?

PEN America’nın 2023 raporuna göre sosyal medya linç kampanyasına maruz kalan kişilerin %64’ü platforma bağlı mesleki zararlar bildirdi. Gazeteciler, akademisyenler ve kamu görüşü önderlerinin önemli bir kısmı bu tür kampanyalar sonrası içerik üretimini yavaşlatıyor veya belirli konulardan kaçınmaya başlıyor. Bu otosansür, görünür linçin görünmez sonucu.

Türkiye bağlamında durum daha da hassas: bir kampanyanın hedefinde kalan gazetecilerin yüzde elliden fazlası sonraki altı ay içinde bazı konuları haberleştirmeyi bıraktıklarını ya da daha temkinli hale geldiklerini ifade ediyor (Gazetecileri Koruma Komitesi, 2022 verileri).

Platform Mekanizmaları Yeterince Çalışıyor mu?

Twitter/X’in koordineli tacize müdahale etme kapasitesi 2022 sonrasında ciddi biçimde geriledi. Meta’nın koordineli özgün olmayan davranış politikası teorik olarak sağlam, ama uygulamada Türkçe içeriklerde denetim çok daha zayıf kalıyor. YouTube ise yorum bölümündeki organizeli tacize karşı neredeyse hiç adım atmıyor.

Platform açısından sorun şu: koordineli bir linç kampanyası, her bir tweeti ayrı incelediğinizde genellikle içerik politikasını ihlal etmiyor. Birbirinden bağımsız görünen yüzlerce mesaj tek başına “nefret söylemi” sayılmıyor, ama bir araya geldiğinde kişiyi hayattan çekiyor.

Okuyucu Olarak Sorumluluk

Bir konu trend olduğunda şu üç soruyu sormak yeterli:

  • Bu eleştiriyi kışkırtacak olayı ben bizzat kaynaklı materyalden okudum mu?
  • Kampanya tek bir tweet veya alıntıya mı dayanıyor, yoksa belgelenmiş bir örüntü var mı?
  • Hedef bir otorite figürü mü (hesap sorma meşru olabilir), yoksa sıradan bir birey mi (linç riski yüksek)?

Retweetlemek linç döngüsünü büyütür. Hatta eleştiren bir retweetle bile olsa: birinin adı trend olduğunda, buna katkıda bulunan her hesap o kişinin arama sonuçlarını olumsuz etkiliyor ve hedef olmanın maliyetini artırıyor.

Son Söz

Sosyal medya gerçek hesap sormanın güçlü bir aracı olabilir. Ama bu güç, hangi olayı büyütmeye karar verdiğimizde başlıyor. “Herkes paylaşıyor” gerekçesi yeterli değil. Kaynağı bilmeden, bağlamı okumadan katıldığınız her kampanya, meşru hesap sorma ile örgütlü linç arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor.